Gece yarısı telefonum çalınca önce kokunu alıyorum; tenimde kalan hafif portakal ve vanilya kokusu yatağımın çarşaflarına sinmiş, Ankara Caddesi’nden geçen arabaların uğultusu dışarıdan duyuluyor.
Kurtköy Millet Bahçesi’ne yakın, Emsey Hospital’un karşısındaki sakin sokakta oturuyorum. Misafirim geldiğinde acele etmiyorum; önce çayımı yudumluyor, sohbet ediyor, sonra yavaşça gömleğinin düğmelerini açıyorum. LENS İstanbul’un ışıklarını uzaktan görebileceğimiz odamda tenimin ısısı tenine değene kadar bekliyorum. Viaport AVM’ye inip bir kahve içip geri dönsek de olur, ama çoğu zaman kapıyı kilitleyip dışarıdaki her şeyi unutuyoruz.
Esmer tenim, yumuşak hareketlerim ve hiç acele etmeden seni içime çekme tarzım seni uzun süre unutmayacağın bir geceye hazırlar.
