Kurtköy’ün loş sokaklarından Ankara Caddesi’ne kadar uzanan gece, Ankara Caddesi’nden Sabiha Gökçen yönüne doğru akan ışıklar hâlâ sıcaklığını koruyor. Viaport AVM’nin neonları sönmeden önce son bir tur atan taksiler, Teknopark İstanbul’un sessiz binalarına doğru süzülüyor; o sessizliğin içinde, LENS İstanbul’un camlarında yansıyan tek bir ışık hâlâ yanıyor.
Üniversite kampüsünden çıkıp kendi evine dönerken sırtındaki ince hırka bile tenindeki ısınmayı gizleyemiyor. Eli telefonda, parmakları hızlı hızlı yazıyor; gece yarısı mesajını bekleyenlere “Gelen misafirleri sıcak bir yatağa, yumuşak ışıklara ve dokunuşlara davet ediyorum” diyor. Her buluşma, Yenişehir Mahallesi’nin dar sokaklarında bir sonraki adımın nerede olacağını bilememekle başlıyor ve bitiyor.
Sabiha Gökçen’e inen son otobüs kalkmadan önce, telefonunda tek bir mesaj yeterli; o mesajı alan kişi, Kurtköy’ün gece yarısı sıcağını benimle paylaşmaya hazır oluyor.
