Her sabah Ankara Caddesi’nden geçerken fark ediyorum, kalçamın dolgunluğu pantolonumda nasıl kıvrılıyor, adımlarım biraz daha ağırlaşıyor. Teknopark’a giden otobüsün kalabalığında o kalın belim birine değiyor, nefesim kesiliyor, sonra tekrar düzeliyor. Bu ritim, gün boyu içimde titreşip duruyor.
Akşamüstleri Kurtköy Millet Bahçesi’nde yürürken, hafif bir rüzgar eteklerimi uçuşturuyor. Göğsümün dolgunluğu gömleğimin düğmeleri arasında baskı yapıyor, bacaklarım birbirine sürtünürken kendimi o anın içinde kaybediyorum. Sanki bedenim her adımda bir davetiye çıkarıyor.
Sabiha Gökçen’e giden herkes bilir, yol buradan geçer. İstersen bu gece sen de o yolun üzerinde, sadece kilolu sevenler için açtığım kapıdan gir. Son metro saati kaçırmadan, kapıdan içeri bir adım atman yeterli.
